Sponsorlu İçerikler

19 YAŞINDAKİ KIZIMI YAZ TATİLİNDEKİ İŞİNDEN ALMAYA GİTTİĞİMDE, KUCAĞINDA YENİ DOĞMUŞ BİR BEBEK VARDI.

“Anne…”

Sesi titredi.

“Artık o benim bebeğim.”

Bir an boyunca ne diyeceğimi bilemedim. Sanki duyduğum cümle beynimde yankılanıyor ama anlamına ulaşamıyordu. Derya daha on dokuz yaşındaydı. Üniversiteye başlamaya hazırlanıyordu. Yaz boyunca çalışıp kendi parasını kazanmış, hayatının ilk kez tamamen kendi kontrolünde olduğunu hissetmeye başlamıştı. Şimdi ise kucağında birkaç haftalık bir bebekle karşıma çıkmış ve bana onun artık kendi bebeği olduğunu söylüyordu.

“Derya, arabaya bin.”

Sesim düşündüğümden daha sert çıkmıştı. Kızım başını eğdi ve bebeği dikkatlice battaniyesine sardı. Hiçbir şey söylemeden arabanın arka koltuğuna oturdu. Ben de sürücü koltuğuna geçtim. Motoru çalıştırdım ama birkaç dakika boyunca arabayı hareket ettiremedim. Ellerim direksiyonun üzerinde titriyordu.

“Bana her şeyi anlatacaksın,” dedim. “Ama önce şu bebeğin gerçekten senin çocuğun olup olmadığını bilmem gerekiyor.”

Derya uzun süre sustu.

“Ben doğurmadım,” dedi sonunda.

İçimdeki düğüm biraz gevşedi ama yerine başka bir korku yerleşti.

“Öyleyse ne demek ‘benim bebeğim’?”

Derya gözlerini camdan dışarı çevirdi. “Çünkü onu benden başka kimse istemiyor.”

Bu cümle beni susturdu.

“Kim istemiyor?”

Derya’nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. “Bebeğin annesi burada çalışıyordu. Adı Esra’ydı. Benden birkaç yaş büyüktü. İlk başlarda sadece iş arkadaşıydık. Sonra onun çok zor durumda olduğunu öğrendim. Hamileydi ama bunu ailesinden saklıyordu. Çocuğun babası ise onu terk etmişti.”

Bebeğe baktım. Uyuyordu. Minicik göğsü düzenli şekilde inip kalkıyordu.

“Peki annesi nerede?”

Derya dudaklarını birbirine bastırdı.

“Doğumdan sonra hastaneden ayrıldı. Bebeği benim yanıma bıraktı.”

“Ne demek bıraktı?”

“Bir gece odamın kapısını çaldı. Bebeği kucağıma verdi. Çok korkuyordu. Bana, ‘Ne olur ona sahip çık, en azından sen onu bırakma,’ dedi. Ben de ertesi sabah geri geleceğini sandım. Ama gelmedi.”

“Polise haber verdiniz mi?”

Derya başını salladı.

“Ben istedim. Tatil köyünün müdürüne söyledim. Ama Esra’nın kaybolmak istediğini, reşit olduğunu ve belki de kendi isteğiyle gittiğini söylediler. Bebeği de sosyal hizmetlere teslim edeceklerini söylediler.”

“Peki sen neden buna izin vermedin?”

Derya bana baktı.

“Çünkü onu teslim ettiğimiz gece, Esra’nın bana bıraktığı şeyi buldum.”

“Ne bıraktı?”

Derya çantasını açtı ve içinden küçük, katlanmış bir kâğıt çıkardı. Bana uzattı. Kâğıtta birkaç satır vardı. Esra, bebeğinin babasının kim olduğunu yazmıştı. Altında da bir telefon numarası bulunuyordu.

Numaranın yanında tek bir isim vardı.

“Bu adam kim?” diye sordum.

Derya başını kaldırdı.

“Bilmiyorum. Ama Esra’nın çocuğun babası olduğunu söylediği adam o.”

“Peki neden onu aramadınız?”

“Aradık.”

“Kim açtı?”

“Bir kadın.”

Derya’nın sesi yeniden titremeye başladı.

“Telefonu açan kadın, o ismin artık kullanılmadığını söyledi. Sonra da bir daha aramamamı istedi.”

İçimde kötü bir his oluştu.

“Derya, bu iş sandığından çok daha ciddi.”

“Biliyorum anne.”

“Bebeği burada tutamazsın. Bu konuda resmi işlem yapılması gerekiyor.”

Kızım sessizce başını salladı.

“Biliyorum. Ama sana bir şey söylemeden önce bunu yapamazdım.”

“Ne?”

Derya bu kez telefonunu çıkardı. Ekranda bir fotoğraf açtı ve bana uzattı.

Fotoğrafta Esra vardı.

Yanında ise kırklı yaşlarında bir adam duruyordu..Görsele dokunarak detaylara ulaşabilirsiniz.

Sponsorlu İçerikler
Sponsorlu İçerikler