enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
44,7648
EURO
52,9255
ALTIN
6.947,90
BIST
14.252,38

Biz doğuluyuz

Biz doğuluyuz

Biz doğuluyuz, bizim erkeklerimiz çarşı pazar gezmemize pek sıcak bakmazlar. Eve bir şey lazım olunca kendileri alıp getirirler, bizi pazara göndermezler. Eşimin işyerinin karşısında bir manav var, eksik olan ne varsa eşime söylerdim, manavın çırağı getirirdi. O gün yine eşimden bazı şeyler istedim, “tamam gönderirim birazdan” dedi. Bir saat sonra kapı çaldı. Ben de gelen çırak çocuktur diye kapıyı açtım. Ama gelen çırak değil, manavın kendisiydi. Poşetleri uzattı, kibarca hal hatır sordu. Teşekkür ettim. “Ne zaman bir şey lazım olursa haber verin” dedi. “Tamam” dedim, gitti. O gün yaşanan bu küçük değişiklik aklımda kaldı sadece.

Akşam eşime “Çırak işten mi çıktı?” diye sordum. “Yok, hastaymış birkaç gün gelmeyecekmiş” dedi. Ertesi gün eşimin işyerine yemek götürdüm. Geri dönerken manav dükkânın önündeydi, selamlaştık. Eve gittim, günlük işlerle ilgilenmeye devam ettim ama mahallede herkesin birbirini tanıması nedeniyle bu tür karşılaşmaların doğal olduğunu düşündüm.

Üç gün sonra eşimin abisi aradı, İstanbul’daki amcası hastalanmış, oraya gitmeleri gerekiyormuş. Sabah erkenden otobüsle İstanbul’a gittiler. O gün akşama kadar komşularla oturdum, gündelik sohbet ettik. Ev işleriyle ilgilenirken zaman zaman eksikleri düşündüm.

Kız kardeşim aradı, “Abla eniştem yokmuş, akşam çocuklarla sana geleceğim” dedi. “Tamam” dedim. Evde bazı malzemeler eksikti, manava gitmem gerekiyordu. Üzerime bir şeyler giyip çıktım. Hava biraz kararmıştı. Manava gittiğimde malzemeleri içeri alıyordu. Beni görünce selam verdi. İçeri girdim, almak istediklerimi söyledim. Yoğunluk olduğu için arka taraftaki depodan ürünleri getireceğini söyledi. Ben de bekledim.Görsele dokunarak haberin devamını inceleyebilirsiniz.

Biz doğuluyuz

Depoya doğru adım attığım anda, içimde tarif edemediğim bir sıkışma oldu. Manavcı bir şey söylemek üzereydi ama ben o an, sanki biri omzuma dokunmuş gibi irkildim. İçimde bir ses yükseldi:

“Ben ne yapıyorum?”

O küçük, daracık odanın kokusu, sessizliği… Kalbim öyle hızlı atıyordu ki kendimi duyabiliyordum. Bir an gözümün önüne eşim geldi—her sabah evden çıkarken bana baktığı o güven dolu bakışı hatırladım. Çocuklarım aklıma geldi. Evimdeki huzur, sıcaklık, yılların emeği, iyisiyle kötüsüyle biriktirdiklerimiz…

Bir adım geriledim.

Manavcı şaşkınlıkla bana baktı.
“Bir şey mi oldu?” dedi.

Derin bir nefes aldım.
“Ben… buraya gelmemeliydim. Yanlış bir adım atıyordum. Bu durum hoşuma gitmedi, kendime yakıştıramadım,” dedim. Sesim titriyordu ama içimden geçen buydu.

Adam bir şey söylemeye çalıştı ama sözünü kestim:
“Bakışların, konuşman… belki hoşuma gitmiş olabilir ama bu benim zayıflığımdı. Benim bir ailem var. Bugün buraya gelmek büyük bir hataydı. Lütfen bir daha böyle bir şey olmasın.”

Manavcı gözlerini yere indirdi.
“Tamam,” dedi kısık bir sesle. “Seni rahatsız etmek istemem.”

Ben hızlıca geri çıktım. Kapıdan dışarı adım atınca hava daha da kararmıştı. Sokaktaki serinlik yüzüme çarpınca kendime biraz daha geldim. Yürürken kalbim hâlâ hızlı hızlı atıyordu ama içimde bir rahatlama vardı, sanki bir uçurumun eşiğinden son anda dönmüştüm.

Eve vardığımda çocuklar seslenerek koştu, kapıyı açtılar. O an içimde kocaman bir sıcaklık yayıldı.

“Burası benim yerim,”