SPONSORLU İÇERİK
SPONSORLU İÇERİK

Torunum, Amcasıyla Çıktığı Deniz Gezisinden Bir Daha Dönmedi

Polis ekipleri on beş dakika içinde Kaan’ın evine geldi. Ben hâlâ garajın beton zemininde oturuyor, elimdeki eski bez parçasını bırakmadan titriyordum. Paketin içinden çıkanlar yalnızca birkaç eşyadan ibaret değildi; İpek’in o gün kolundan hiç çıkarmadığı, üzerine adının kazındığı gümüş bileklik, küçük pembe saç tokası ve en altta katlanmış, su geçirmez bir poşete yerleştirilmiş bir not vardı.

Notu açtığımda gözlerime inanamadım.

“Beni aramayın. Ben iyiyim. Bana söz verdi. Bir gün geri döneceğim.”

Yazı İpek’in el yazısına çok benziyordu ama on bir yaşındaki bir çocuğun bunu kendi isteğiyle yazıp yazmadığını anlamak imkânsızdı.

Polis memurlarından biri notu dikkatlice delil poşetine koyarken diğeri bana, “Bunu daha önce hiç gördünüz mü?” diye sordu.

Başımı hayır anlamında salladım.

Tam o sırada Kaan eve geldi.

Garajın önündeki polis araçlarını görünce yüzünün rengi bembeyaz kesildi.

Beni görünce ilk söylediği cümle, “Anne… Paketi açtın mı?” oldu.

O soruyu duyduğum anda içimdeki son umut da söndü.

Çünkü daha paketten bahsetmemiştim.

Polisler hemen Kaan’ı gözaltına aldı.

İlk ifadesinde yedi yıl önce anlattığı hikâyeyi tekrarladı. İpek’in kanodan düştüğünü, akıntının onu sürüklediğini, kendisinin yetişemediğini söyledi.

Ancak paket bulunduğu andan itibaren dosya yeniden açıldı.

Kriminal inceleme başladı.

Notun üzerindeki parmak izleri incelendi. Mürekkebin yaşı, kullanılan kâğıt ve su geçirmez poşetin ne zaman üretildiği araştırıldı.

Asıl şaşırtıcı gelişme ise İpek’in bilekliğinde ortaya çıktı.

Bileklikte yedi yıl öncesine ait olmayan çok yeni DNA izleri vardı.

Bu, bilekliğe son yıllarda birinin dokunduğu anlamına geliyordu.

Araştırmalar derinleştikçe polis Kaan’ın telefon kayıtlarını da incelemeye başladı.

Eski bir numarayla yıllarca düzenli görüşme yaptığı ortaya çıktı.

Numara sahte kimlikle alınmıştı.

Fakat sinyal kayıtları her ay aynı sahil kasabasını gösteriyordu.

Savcılık hemen o bölgede araştırma başlattı.

Kaan ise susma hakkını kullanmaya başlamıştı.

Ben ise her gece aynı soruyu düşünüyordum.

Eğer İpek boğulmadıysa…

Yedi yıldır neredeydi?

Soruşturmanın üçüncü haftasında beklenmedik bir telefon geldi.

Sahil kasabasındaki küçük bir pansiyonun sahibi, televizyonda yayımlanan haberleri görünce polise ulaşmıştı.

Yıllardır yanında çalışan genç bir kadının çocukluk fotoğrafının kayıp İpek’e çok benzediğini söylüyordu.

Polis hemen harekete geçti.

Yapılan DNA testi yalnızca iki gün sürdü.

Sonuç açıklandığında nefesimi tutmuştum.

Genç kadın gerçekten de İpek’ti.

Artık on sekiz yaşındaydı.

Onu ilk gördüğüm an dizlerimin bağı çözüldü.

Koşarak bana sarıldı.

İkimiz de dakikalarca konuşamadık.

Biraz sakinleşince yıllardır sakladığı gerçeği anlattı.

O gün gölde gerçekten suya düşmüştü…Fotoğrafa dokunarak haberi okumaya devam edebilirsiniz.

1 2
SPONSORLU İÇERİK