SPONSORLU İÇERİK
SPONSORLU İÇERİK

Kocamın kumar borçları yüzünden

Kapının önünde duran iki adamın bakışları hiç kıpırdamıyordu. Sanki yıllardır aynı cümleyi söylemeye alışmışlardı.

İçlerinden yaşça büyük olanı cebinden eski bir zarf çıkardı.

“Fatma Hanım ölmeden önce bunu yalnızca gerçek emanetçiye vermemiz gerektiğini söyledi. Demek ki doğru kişiyi bulmuşuz.”

Şaşkınlıkla zarfı aldım. Murat hemen araya girdi.

“Önce bana gösterin. O tepsi bizim.”

Adam sert bir bakış attı.

“Hayır. O emanet hiçbir zaman sizin olmadı.”

Murat sinirle bağırmaya başladı ama adamlar onu tamamen yok sayıyordu. Titreyen ellerimle zarfı açtım. İçinden yılların sararttığı bir mektup ve küçük bir anahtar çıktı.

Mektup tamamen Fatma Hanım’ın el yazısıyla yazılmıştı.

“Sevgili Ayşe… Eğer bu satırları okuyorsan artık hayatta değilim. Sana yıllarca gerçeği anlatamadığım için beni affet. Sana verdiğim bakır tepsi değerli olduğu için değil, taşıdığı sır yüzünden korunmalıydı.”

Mektubu okumaya devam ettikçe gözlerim dolmaya başladı.

Fatma Hanım gençlik yıllarında tarih öğretmeniymiş. Yetmişli yıllarda Anadolu’da kaçak kazılar yapan bir çetenin, Osmanlı dönemine ait çok değerli eserleri yurt dışına kaçırmaya çalıştığını öğrenmiş. O sırada görevli savcı ve müze yetkililerine yardım etmiş.

Çete çökertilmiş ancak elebaşlarından biri hiçbir zaman yakalanamamış.

Ele geçirilen eserlerin kayıtlarını gösteren gizli listenin bulunduğu tek ipucu ise o bakır tepsinin arkasındaki mühürmüş.

Asıl değer, tepsinin kendisinde değil; mührün temsil ettiği kayıtlardaymış.

Fatma Hanım, yıllarca bu yüzden sessiz yaşamış.

Mektubun sonunda şu satırlar vardı:

“Eğer bir gün bu emanet ortaya çıkarsa, sakın onu satma. Devlete teslim et. Çünkü bu miras bir aileye değil, bu ülkeye aittir.”

O an her şey yerine oturdu.

Antikacının neden korktuğunu da, kapımıza gelen adamların kim olduğunu da anlamaya başlamıştım.

Adam cebinden kimliğini çıkardı.

“Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde, kaçırılan tarihi eserlerle ilgili özel bir birimde görev yapıyoruz.”

Diğer adam da çantasından eski dosyalar çıkardı.

Dosyalarda aynı mühür, eski fotoğraflar ve yıllardır çözülemeyen soruşturmalar vardı.

Murat ise hâlâ tek düşündüğü şeyin para olduğunu belli ediyordu.

“Peki devlet bana ne verecek? O antikacı milyonlar teklif etti.”

Görevli sertçe cevap verdi.

“O teklifin sebebi tarihi değeri değil. Kaçakçılar yıllardır bu mührün peşinde.”

Murat’ın yüzü asıldı.

Tam konuşma bitti derken telefonuna bir mesaj geldi.

Yüzü bir anda bembeyaz oldu.

Meğer kumar borcu olduğu kişiler, antikacıya kadar onu takip etmişti. Tepsinin değerli olduğunu öğrenince onlar da peşimize düşmüşlerdi.

Görevliler hemen polisi aradı.

Yaklaşık yarım saat sonra evimizin bulunduğu sokakta sivil ekipler beklemeye başladı.

Gerçekten de gece yarısına doğru siyah bir minibüs evimizin önünde durdu.

İçinden inen üç kişi bahçe kapısından girmeye çalışırken polis operasyonu başlattı.

Kısa süren kovalamacanın ardından hepsi yakalandı.

Yakalananlardan biri, antikacıya daha önce gelip aynı mühürlü eşyaları yıllardır aradığını itiraf etti.

Ertesi gün tepsiyi resmi tutanakla müzeye teslim ettim.

Yapılan incelemelerde mührün, uzun yıllardır kayıp olduğu düşünülen tarihi eser envanterindeki son eksik parçayı doğruladığı açıklandı…Fotoğrafa dokunarak haberi okumaya devam edebilirsiniz.

1 2
SPONSORLU İÇERİK